Policy

İran–Türkiye Çelişkisi

By Afaf Aniba

2004 Haziran’ında, Lübnan’daki Emel Hareketi’nden üst düzey bir yetkiliye şunu sordum:
“Bugün Hizbullah mensupları Tahran’da. Sence Ayetullah İmam Seyyid Hamaney onları neyle yönlendirecek?”
Doktor şöyle cevap verdi:
“Onları yönlendirmeyecek. Ayetullah Seyyid İmam Humeyni’nin onlara söylediği şeyi söyledi: ‘Sizler Hizbullah’ın erkekleri ve sorumlularısınız; düşmana karşı ne yapmanız gerektiğini en iyi siz bilirsiniz. Size hiçbir öğüt vermeyeceğim; yalnızca şunu söyleyeceğim: Biz sizinle olacağız ve gücümüz yettiğince sizi destekleyeceğiz. Çünkü Siyonistlere karşı savaşımız kutsal bir savaştır ve siz bu kutsal savaşın ön cephesindesiniz.’”

İran’ın siyasetleriyle ne kadar ihtilafımız olursa olsun, İmam Humeyni’nin İranına şu ilkesel duruşu teslim ederiz:
**Düşmanla ancak silahla konuşulur.**
Bunu büyük bir hüzünle söylüyorum: Evet, bunlar gerçekten erkeklerdir; zulmü sevmezler ve bütün renkleriyle direnişi —özellikle Lübnan Hizbullah’ını— desteklemişlerdir.

Türkiye’ye gelince…
Dün Doha’daki toplantıda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Filistin direnişinin temel prensibine —yani Filistin özgür olmadıkça silahlı mücadeleye— açıkça aykırı, son derece tehlikeli bir açıklama yaptı:
*“Güvenilir bir Filistin sivil yönetimi ve eğitimli bir polis gücü kurulmalıdır ki Hamas silah bırakabilsin.”*

Bu akıl alır mı?
Bir ülkenin dışişleri bakanı böyle bir açıklamayı nasıl yapabilir?
İşgal altındaki bir toprağın kurtuluşu, nasıl olur da eğitilmiş bir polis gücüne indirgenir ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına bağlanır?

Hamas ve diğer tüm direniş grupları silahlarını nasıl bırakabilir ki? İşgalci hem toprağı hem namusu gasp etmişken! Türkiye Dışişleri Bakanı’nın bu yaklaşımı, çatışmanın köklerinden tamamen kopuk, eksik bir vizyondur.

Silah kalacak; hatta Ankara’nın yapması gereken, Filistin direnişine silah sağlamaktır — ondan silahlarını almak değil. Müzakerelere bel bağlayan Türkiye büyük bir yanılsama içindedir.
Bugün Suriye’den Lübnan’a kadar Türkiye’nin siyasetlerinin, direnişi desteklemek yerine Siyonist düşmanın lehine işlediğini görüyoruz.
Eskiden Esed’i “Siyonist düşmanı vurmuyor” diye kınayan bazı Suriyeli muhalifler, bugün gece gündüz Siyonist düşmanla güvenlik anlaşması peşinde koşuyorlar — oysa bu anlaşma, Ocak ayından beri işgal edilen topraklarını onlara asla geri vermeyecek.

Ve işte Türkiye, düşmanın çıkarına hizmet eden şüpheli bir rol oynuyor.
Oysa ki sürekli suçladığımız İran, aldatılmış ve ihanete uğramış olmasına rağmen, düşmana kendi silahıyla acı bir ders verdi ve bizi varoluşsal olarak tehdit eden düşmanla, “barış süreci” adı altında sunulan o boş hayallere hiçbir zaman bel bağlamadı.

اترك تعليقاً

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني. الحقول الإلزامية مشار إليها بـ *

زر الذهاب إلى الأعلى